İyileşmek denildiğinde çoğumuzun zihninde benzer bir görüntü oluşur.

Bir gün uyanacağız ve artık üzülmeyeceğiz. Geçmişi düşündüğümüzde içimiz acımayacak. Korkularımız azalacak, kaygılarımız bitecek ve hayat yeniden eskisi gibi kolay akacak.

Belki de iyileşmeyi, zor duyguların ortadan kalkması olarak düşünüyoruz.

Oysa psikolojik iyileşme her zaman böyle görünmeyebilir.

Bazen iyileşmek; korkunun hiç gelmemesi değil, korku geldiğinde onun hayatımızın direksiyonuna geçmesine izin vermemektir. Bazen üzülmemek değil, üzgünken de kendimize iyi davranabilmektir. Bazen geçmişi unutmak değil, geçmişin bugünümüzü yönetmesine daha az izin vermektir.

Zor duygulardan kurtulmaya çalışırken

İnsan zihni doğal olarak acıdan uzaklaşmak ister. Kaygılandığımızda kaygının hemen geçmesini isteriz. Üzüldüğümüzde kendimizi toparlamaya çalışırız. Bir düşünce bizi rahatsız ettiğinde onu zihnimizden uzaklaştırmaya uğraşırız.

Böyle düşünmemeliyim.

Artık bunu kafama takmamalıyım.

Güçlü olmalıyım.

Geçmişte kaldı, artık üzülmemeliyim.

Fakat bazen bir duyguyu ortadan kaldırmaya ne kadar çok uğraşırsak, onunla o kadar fazla meşgul oluruz. Çünkü mesele yalnızca ne hissettiğimiz değildir. Bazen asıl yorucu olan, hissettiğimiz şeyi hissetmemek için verdiğimiz mücadeledir.

Kabul ve Kararlılık Terapisi'nin (ACT) üzerinde durduğu önemli kavramlardan biri de burada karşımıza çıkar: psikolojik esneklik.

Psikolojik esneklik, zorlayıcı düşünce ve duygular ortaya çıktığında onları yok etmeye çalışmadan, içinde bulunduğumuz ana temas edebilmek ve bizim için anlamlı olan değerler doğrultusunda hareket edebilmektir. Son yıllardaki sistematik derleme ve meta-analizler, ACT'nin psikolojik esnekliği artırma ve psikolojik katılığı azaltma süreçleriyle ilişkili olduğunu göstermektedir.

Bu, “Her şeyi kabul et ve hiçbir şey yapma” demek değildir. Tam tersine...

Hissettiğin şey ne olursa olsun, hayatının tamamını onun belirlemesine izin vermemek demektir.

“Korkuyorum ama yine de…”

Belki de psikolojik iyileşmeyi anlatmanın en güzel yollarından biri “ama yine de” cümlesidir.

Kaygılıyım ama yine de bugün yapmam gereken işi yapabilirim.

Kalbim kırıldı ama yine de kendime değer vermeye devam edebilirim.

Ne olacağını bilmiyorum ama yine de hayatım için önemli bir adım atabilirim.

Geçmişte yaşadıklarım beni etkiliyor ama bütün geleceğimi belirlemek zorunda değil.

Buradaki değişim çok ince ama çok değerlidir. Çünkü amaç artık hiçbir şey hissetmemek değildir. Amaç, hissettiklerimizle aramızdaki ilişkiyi değiştirebilmektir.

Peki ya kendimize nasıl davranıyoruz?

İyileşmenin bir başka önemli tarafı da kendimizle kurduğumuz ilişkidir. Bir arkadaşımız zor bir dönemden geçse ona muhtemelen şöyle söylemeyiz:

Bunu hâlâ aşamadın mı?

Biraz güçlü ol.

Başkalarının daha büyük sorunları var.

Ama aynı cümleleri kendimize söylemekte oldukça başarılı olabiliriz. Kendimize karşı bazen, sevdiğimiz bir insana göstereceğimiz anlayıştan çok daha azını gösteriyoruz.

Oysa araştırmalar öz-şefkat ile iyi oluş arasında anlamlı bir ilişki olduğunu gösteriyor. Öz-şefkat, kendimize sürekli “Harikasın” demek değildir. Hata yaptığımızda hatayı görmezden gelmek de değildir. Daha çok şöyle bir yerden bakabilmektir:

Evet, burada zorlanıyorum. İnsanım. Bununla birlikte kendime nasıl daha anlayışlı davranabilirim?

Belki iyileşmenin önemli bir parçası da budur. Kendimize karşı daha yumuşak bir dil geliştirmek...

İyileşmek biraz da hayatı yeniden seçebilmektir

Bazen yaşadığımız hayal kırıklıkları, kayıplar, ilişkilerde yaşadığımız kırılmalar ya da uzun süre taşıdığımız kaygılar bizi kendi hayatımızdan uzaklaştırabilir. Bir süre sonra hayatımızı ne istediğimize göre değil, neyden kaçınmak istediğimize göre yaşamaya başlayabiliriz.

Bunu yapmayayım, üzülürüm.

Yakınlaşmayayım, yine incinirim.

Denemeyeyim, başarısız olursam kötü hissederim.

Hayır demeyeyim, karşımdaki kırılır.

Ve fark etmeden hayatımız küçülmeye başlayabilir. Psikolojik esneklik tam da burada önem kazanır. Çünkü bazen iyileşmek, bütün korkularımızın bitmesini beklemek yerine, korkularımıza rağmen bizim için anlamlı olan hayata doğru küçük adımlar atabilmektir.

Bu adım bazen bir sınır koymaktır. Bazen yıllardır ertelediğimiz bir şeyi denemektir. Bazen yardım istemektir. Bazen “hayır” diyebilmektir. Bazen de ilk kez kendimize şu soruyu sormaktır:

Ben gerçekten nasıl bir hayat yaşamak istiyorum?

Belki de iyileşmenin başka bir tanımı vardır

Belki iyileşmek; hiç kırılmamak değil, kırıldığımızda kendimizi yeniden toplayabilmektir. Hiç korkmamak değil, korkunun yanında da yürüyebilmektir. Geçmişi silmek değil, geçmişin bugünümüz üzerindeki etkisini fark edebilmektir. Her zaman güçlü olmak değil, bazen güçlü olmaya çalışmayı bırakıp destek isteyebilmektir.

Ve belki en önemlisi...

Kendimizi değiştirmeye çalışırken kendimizden uzaklaşmamak.

Çünkü hayat yalnızca iyi hissettiğimiz günlerden oluşmuyor. Bazen kaygı var. Bazen yas var. Bazen hayal kırıklığı var. Bazen belirsizlik var.

Ama bütün bunların içinde hâlâ sevdiğimiz insanlar, önem verdiğimiz değerler, yapmak istediğimiz şeyler ve yeniden kurabileceğimiz bir hayat olabilir. Belki psikolojik iyileşme tam da burada başlıyor:

Şu anda zorlanıyor olabilirim. Ama hayatım bundan ibaret değil.

Kendinize bugün şu soruları sorabilirsiniz

  • Şu anda hayatımda hangi duygudan kurtulmaya çalışıyorum?
  • Bu duyguyu değiştirmeye çalışmak beni nasıl etkiliyor?
  • Zorlandığım zaman kendimle nasıl konuşuyorum?
  • Korkularımın beni uzaklaştırdığı şey ne?
  • Benim için gerçekten önemli olan ne?
  • Bugün, zor duygularım yanımda olsa bile değerlerime doğru atabileceğim küçük bir adım var mı?

Bazen iyileşmek, hayatın hiç acıtmaması değildir.

Acının içinde kendimizi kaybetmemeyi öğrenmektir.

Ve belki de insanın kendine döndüğü yer tam olarak burasıdır.

Bu konuda konuşmak ister misiniz?

Yazıda anlatılanlar size tanıdık geldiyse, birlikte konuşmak için bir adım atabilirsiniz.

Randevu Al WhatsApp'tan Yazın